GEZİ’DEN HEVSEL’E DİRENİŞ KÖPRÜSÜ KURMAK / HALİT ERMİŞ

Editor 8 Mart 2014 0
GEZİ’DEN HEVSEL’E DİRENİŞ KÖPRÜSÜ KURMAK / HALİT ERMİŞ

GEZİ’DEN HEVSEL’E DİRENİŞ KÖPRÜSÜ KURMAKBir süredir Kürt medyasının ısrarla dikkat çektiği önemli bir konu var. Hevsel bahçelerinin katliamı. BDP’li gençler günlerdir kendi coğrafyalarında gerçekleştirilen bu doğa katliamının önüne geçmek için Hevsel bahçelerinde nöbet tutuyorlar. Devlet soykırımcı, talancı kimliğine uygun hareket etmekte ısrar ederken, Kürt gençleri de buna izin vermemekte ısrar ediyorlar.

Hevsel bahçelerinin ortadan kaldırılmaya çalışılması tekil bir olay değildir. Öyle yabana atılacak, ‘Birkaç ağaçtır’ deyip üzerinden atlanacak bir olay da değildir. Amed’de gerçekleştirilmek istenen, tüm Kürtlerin gözleri önünde Kürt coğrafyasının katledilmesidir. Bu, bu kadar açık ve nettir.

Devletin Kürt coğrafyasına dönük katliamında sicili geçmişten beri oldukça bozuktur. 90’lı yıllarda binlerce köy yakıldı, binlerce hektarlık orman küle çevrildi. Kurulan santrallarla, yapılan barajlarla Kürdistan coğrafyasının adeta rengi değiştirildi. Bir tarih ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Zeugma antik kenti yok edildi, Hasankeyf aynı akıbete uğratılmaya çalışılıyor.

Kuşkusuz bunlar masumane uygulamalar değildirler. Bununla bir tarih ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bir halk belleksiz, geçmişsiz bırakılmak isteniyor. Bu, işgalci zihniyetin soykırımcı, talancı siyasetinin bir sonucudur. Bu minvalden baktığımızda Hevsel bahçeleri için öyle birkaç ağacın kesilmesidir deyip geçemeyiz, geçmemeliyiz.

Dün Rojava ile Kuzey Kürdistan arasına duvar örmeye çalışan zihniyetle, bugün Hevsel bahçelerini yok etmeye çalışan zihniyet arasında hiçbir fark yoktur. Kaldı ki faili de aynıdır.

Fakat burada bir noktaya dikkat etmek gerekiyor. Kürt medyası ve kamuoyu bir haftayı aşkın bir süredir ısrarla Hevsel katliamına karşı dururken, Gezi’de fırtına koparanlardan ne hikmetse ses çıkmıyor. Elbette ki bu Gezi’yi önemsemediğimiz anlamına gelmiyor. Zaten söylemek istediğimiz de bu değildir. Gezi’de ortaya konulan tavır doğruydu, olması gerekendi. Ancak aynı direniş Hevsel bahçeleri için de geliştirilmelidir. Çünkü Gezi İstanbul için ne kadar önemli ise, Hevsel de Amed için o kadar önemlidir.

Türk medyası, aynı Gezi sürecinin başlarında olduğu gibi sanki burada gerçekleşen bir katliam değilmiş gibi üç maymunları oynuyor. Bu yetmiyormuş gibi, Kürt siyasetini ve halkını Gezi’ye sessiz kalmakla suçluyorlar. Kürtlerin Gezi direnişinde yer almadığını söylemek kesinlikle bir bilinç çarpıtmasıdır, bir demagojidir. Fakat kesinlikle masum bir söylem değildir. Söz konusu Kürt coğrafyası ve değerleri olunca ‘değerler’ hemen anlam değişimine uğrayabiliyor. Türk medyası 30 yıldır Kürtlere reva görülen her türlü soykırımı destekledi, meşrulaştırmaya çalıştı ve bugün de aynısını yapmaya çalışıyor. Ne yazık ki toplumdan yana olması, baskıcı, talancı, soykırımcılara karşı durması gereken medya bir kez daha sınıfta kalmakta ısrar ediyor. Katliama sessiz kalmak yetmiyormuş gibi, yaptığı yayınlarla bu doğa katliamcılarının değirmenine su taşımaya devam ediyor.

Türk medyası ve devleti bir yandan gerçekleştirdikleri bu katliama meşruiyet kazandırmaya, bir yandan da Türkiye kamuoyunun dikkatlerini buradan uzak tutmaya çalışıyorlar.

Ancak burada özellikle çevre konusunda hassas olan kesimler için birkaç söz söylemek istiyorum. Doğa, hangi coğrafyada olursa olsun evrensel kimliğimizdir. Doğaya sahip çıkmak, üzerinde yaşayanların rengine, diline, kimliğine göre olmaz. Bugün gerçekten çevrecilerin, ekolojistlerin buluşması gereken yer Hevsel bahçeleridir. Tüm toplum olarak ideolojik kimliklerimizi, siyasal yargılarımızı bir ayrışma nedeni yapmadan tek yürek halinde doğa katliamına dur deme günüdür. Eğer gerçekten daha yaşanılır ekolojik bir dünya amacımız, özlemimiz varsa, Hevsel’de direnen gençlerin yanında durmak zorundayız. Hevsel katliamını durdurmak, Hasankeyf’i, Munzur’u, Karadeniz’in derelerini ve daha nicesini kurtarmaktır. En önemlisi de bir tarihi kurtarmaktır, geçmişi ve bugünüyle daha yaşanılır bir coğrafyayı yarınlara taşımaktır. Bu katliamcı zihniyete dur demektir.

Yok edilen doğa, yok edilen toplumdur, tarihtir ve kimliktir. Aslında bir bütün olarak insanlıktır. Bunun adı da barbarlıktır ve tarihin en büyük ve affedilmez suçlarındandır.

Eğer Hevsel’de de aynı Gezi’de olduğu gibi hepimiz ideolojik kimliklerimiz ve siyasal çizgilerimizi yok saymadan ortak paydalarda biraraya gelebilirsek ancak o zaman katliamın önüne geçebiliriz. Ancak o zaman özgür yarınlara güvenle yürüyen bir toplumu birarada kuracağımızdan söz edebiliriz. Dün Gezi’de Türkiye toplumu Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Ermenisi ve daha nicesiyle, toplumun tüm kesimlerini biraraya getirerek bunu gösterdi. Hevsel’de de bunu yapabilirsek, işte o zaman bu toplumsal mozaikle daha yaşanılır yarınlar inşa edebiliriz. Gezi’den Hevsel’e bir direniş köprüsü kurulursa, o zaman gerçekten halkların kardeşliğinden, birarada yaşanabilirlikten bahsedebiliriz.

Yarın çok geç olmadan Hevsel’e sahip çıkalım. Ekolojik ve yaşanılır bir dünya için bu katliama ve halen devam eden ya da planlanan bütün doğa katliamlarına dur diyelim.

Bu yazı 383 defa okundu.

Yorum Yaz »