KDP’NİN ÇATIŞMACI POLİTİKASI KİME YARAR? / HALİT ERMİŞ

Editor 20 Mayıs 2014 0
KDP’NİN ÇATIŞMACI POLİTİKASI KİME YARAR? / HALİT ERMİŞ

KDP Duhok, Zaxo ve Hewler’deki baskınlar ardından sonra Ş. Rüstem Kampı’na yönelik de giriş-çıkış yasağı ve ambargo uygulamasını devreye soktu

KDP’ye bağlı peşmerge güçleri 19 Mayıs’ta önce Duhok ve Zaxo, sonra Hewler’de bulunan PÇDK, Roji Welat Gazetesi, Dicle Haber Ajansı Hewler bürosu, KNK Hewler bürosu, Kürdistan Yurtsever Gençlik Merkezi büroları, Kürdistan Özgürlükçü Kadın Kurumu (Saziya Jinên Azadixwazi Kürdistan RJAK) merkezi gibi birçok kuruma eş zamanlı baskın düzenledi. Baskınlarda sayısı tam olarak halen öğrenilememekle birlikte onlarca kişiyi gözaltına aldı.

KDP Hewler Yönetimi, 16 Mayıs 1997 Hewler Katliamı’nda yaşamın yitirenlerin yakınlarının Hêvî Derneği’nin Kürdistan Parlamentosu önünde yaptığı ve PÇDK’lilerin de katıldığı eyleme tepki göstererek, PÇDK’yi yasa dışı ilan etmişti.

19 Mayıs ise bu tehditlerin pratikleştiği gün oldu. Onlarca kurum basılarak çalışanları gözaltına alındı. KDP bununla yetinmeyerek Maxmur mülteci kampına giriş çıkışları da yasakladı, ambargo uygulamaya başladı.

Peki KDP bu politikalarıyla ne yapmak istiyor? Önümüzde duran en önemli soru bu.

PKK-KDP Çatışması Mı?

KDP’nin bugün yaptıklarını Kürtler arası anlaşmazlıklarla sınırlı ele almak, KDP’nin göstermeye çalıştığı gibi PKK-KDP çekişmesi olarak değerlendirmek sağlıklı sonuçlar çıkarmamızı engelleyecektir. Çünkü işin özü çok farklıdır ve işin aktörleri oldukça fazladır. Çok gerilere gitmeye gerek yok. Bunu görmek için son iki-üç yıla bakmak yeterlidir.

Türkiye’de 2013’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı çözüm süreciyle birlikte Kürtler arası ulusal birlik çalışmaları da hız kazandı. Öcalan bulunduğu İmralı adasından 4 konferans önerisinde bulundu. Bu konferansların en önemlisi, hatta zirvesi olacak olan Kürt ulusal konferansı ya da kongresiydi. Bunun için Kürtler arayış içerisine girdiler. Avrupa, Ankara, Amed’de yapılan konferanslardan sonra ulusal kongrenin toplanması için Kürtler arası yoğun diplomasi trafiği başladı. Bunun için Hewler’de görüşme ve toplantılar peş peşe geldi.

Bu görüşmeler hem Kürt kamuoyu, hem de bölge güçleri tarafından yoğun ilgiyle izlendi. Uzun yıllar birakuji savaşıyla kamplara bölünmüş, ülkeleri egemen güçler tarafından dört parçaya bölünmüş Kürt toplumu ilk defa ulusal birliğini sağlamaya bu kadar yakınlaşmış oluyordu. Doğal olarak bu gelişmeler halk içerisinde ve Kürt örgütleri içinde büyük bir heyecan yaratıyordu.

Ancak yapılacak böylesi bir kongreye bölge güçlerinin kayıtsız kalmayacağı da biliniyordu. Zira ulusal kongreyle tek bir çatı altında bir araya gelmiş, siyasal iradesini ortaklaştırmış, güvenlik konusunda kendi arasında mutabakata varmış bir Kürt yapılanması bu güçlerin işine gelmeyecekti. Özellikle İran ve Türkiye bu konuda sessiz kalmayacaklarını kısa zaman içinde gösterdiler. Dolayısıyla Hewler’de başlayan ulusal kongre çalışmaları bir süre sonra özellikle KDP’nin işi yokuşa sürmesiyle birlikte sekteye uğradı. Önce tarih verildi ertelendi, sonrasında ise kongre çalışmaları tümden rafa kaldırıldı. KDP ve Barzani’nin her şeyi kendi tekeline alma yaklaşımları bu kongreye dair umutların berhava olmasında en büyük etken oldu. Sonuçta tarihsel umutlarını başka bahara erteleyen yine Kürt halkı oldu.

Önemli Bir Faktör Rojava

Bu süreçte Kürtler açısından en önemli gelişmelerden biri de Rojava’da gelişen devrim oldu. Rojava devrimi Kürt tarihinde yepyeni bir sayfa anlamına geliyordu. Suriye’de başlayan iç çatışmadan uzak durmaya çalışan Kürtler kendilerini hızlı bir şekilde örgütleyip korumaya aldılar. Kürtlerin geleceği açısından artık Rojava önemli bir faktör konumuna gelmişti. Suriye’de yaşanan kaos ve oluk oluk akan kan içerisinde Kürtlerin geliştirdiği örgütlenme ile kendilerini bunun dışında tutması herkesin dikkatlerini bu alana yöneltti. Önce Nusra cephesi tarafından bozguna uğratılmaya çalışılan Rojava devrimi, kendi öz savunmasını geliştirerek bu saldırıları boşa çıkarmayı bildi. Böyle olunca devreye İŞİD çeteleri girdi. Ancak saldırılar yoğunlaştıkça Kürtler daha fazla kenetlendi. Bir yandan öz savunmasını geliştiren Rojava, bir yandan da kendi siyasi ve toplumsal örgütlenme sistemini geliştirdi. Kürt Halk Önderi’nin paradigmasını kendisine esas alan Rojava devrimi sadece Kürtler değil, Rojava’da yaşayan tüm dinsel farklılıkların, etnik yapıların da içinde olduğu bir örgütlenme modeli geliştirdi ve kendisini demokratik özerk kantonlar şeklinde örgütledi.

Ancak baştan beri Rojava devriminde sorun olan bir yapı vardı. O da Kürt ulusal kongre çalışmalarını boşa çıkarmaya çalışan KDP’ydi. KDP Rojava’da yaşanan devrime güç vermek bir yana, sürekli PYD’yi tehdit eden, devrimin kazanımlarına saldıran pozisyonda oldu. Güney Kürdistan’da mutlak iktidarını geliştiren KDP, Rojava’nın da kendi denetiminde olmasını istiyordu. Bunu gerçekleştiremeyeceğini görünce Türk devletiyle ortak hareketini bu alanda da devreye koydu. Bu amaçla Nusra cephesi ve İŞİD çetelerine destek vererek Rojava’nın savunma gücü olan YPG’ye karşı savaştırdı. Rojava’ya karşı bu çeteleri desteklemekle kalmayan KDP ekonomik ambargolar uyguladı, sınır kapılarını kapattı, sınıra önce tel örgüler çekti, en son da sınırı boydan boya kazdığı hendeklerle kapadı.

KDP bu politikalarını devreye koyarken Kürt halkı nezdinde büyük tepki topladı. Kürtlerin yaşadığı her yerde ve her kesim Kürt’ten KDP’ye karşı tepkiler gelmeye başladı. Ancak KDP buna rağmen kendisini Kürtlerin efendisi görmeye devam etti ve kendi çizgisinde olmayan, kendi buyruklarını dinlemeyen tüm Kürtlere karşı sürekli bir saldırı halinde oldu. İşte şimdi yürüttüğü bu saldırgan politikaların amaçlarından biri de Rojava konusunda tavizler koparmaktır.

Çözüm Süreci

Bütün bunlar yaşanırken Kuzey Kürdistan’da Kürt Halk Önderi ve PKK’nin ısrarla geliştirmek istediği bir çözüm süreci yaşanıyordu. AKP bu çözüm sürecini mümkün olduğunca seçimlere bir yatırım malzemesi yapmaya çalıştı. Demokratik adımlar atmak bir yana kimlerle ittifaklar geliştirirse, bu süreçten parti olarak kazançlı çıkacağının hesaplarını yaptı. Bunun için yine Kürtler içinde kendisine yarar sağlayacağına inandığı KDP’ye sarıldı. Bu iki parti arasında yoğun diplomasi trafiği işlenmeye başlandı. En son seçim mitingi çerçevesinde Amed’e gelen Erdoğan, yanına Mesut Barzani ve Şivan Perwer’i aldı.

Çözüm sürecini geliştirmek bir yana, rehin aldığı binlerce Kürt siyasetçisini bile bırakmayan Erdoğan, Barzani’yi Amed mitingine götürerek Kürtlerden oy toplamayı umut etti. Barzani’nin bu mitinge katılması da Kürtler arasında yoğun eleştiri ve tepkilere neden oldu. Erdoğan bu girişimden bir sonuç almadığı gibi Kürtler arasında Barzani’ye karşı tepkiler daha da büyüdü.

Özgür Basın Da Hedef Alındı

Çalışanları gözaltına alınan DİHA Hewler bürosunun kapısına kilit vuruldu

Çalışanları gözaltına alınan DİHA Hewler bürosunun kapısına kilit vuruldu

Bu politikalarından bir sonuç alamayan KDP yine de aynı çizgiyi izlemekte ısrar etti. En son 19 mayısta güney Kürdistan’da bir çok kuruma eş zamanlı baskınlar düzenledi. KDP bu baskınlar sonucunda birçok kurumun kapısına kilit vurdu. AKP’nin Kuzey Kürdistan’da yaptığı gibi Kürt basınını susturmaya çalıştı. Bunun için Hewler DİHA bürosu, Roji Welat dergilerine baskın yaparak çalışanlarını gözaltına aldı, bu kurumların da kapısını mühürledi. Bin bir emek ve onlarca şehit verme pahasına bugüne kadar Kürtlerin sesini dünyaya duyurmaya çalışan özgür basını susturarak yaptıklarını kamuoyundan gizlemeye çalışsa da, bu işe yaramayacak, özgür basın susmayacak ve gerçekleri herkese göstermeye devam edecektir. Bunun için özgür basının tarihine bakmak yeterlidir.

PÇDK’ye Baskılar

KDP daha ilk günden beri Kürdistan’da kendisi dışındaki hiçbir parti ve oluşuma da tahammül etmektedir. Yıllarca YNK ve PKK’ye karşı savaş yürüttü. Güney Kürdistan’da mücadele yürütecek herkesin kendi denetiminde ve emrinde olmasını istedi. Siyasi bir partiden ziyade vizyonu sürekli bir aşiret yapılanması oldu. Özü de buydu zaten. Oluşumundan bugüne kadar sürekli Barzani ailesinin liderliğinde kaldı. Zaman zaman ulusal liderliğe oynasa da karakterindeki aşiretçi öz peşini hiç bırakmadı. Dolayısıyla Kürdistan’ı da kendi aşiret malı olarak gördü.

PÇDK’ye yaklaşımı da aynen böyle oldu. İlk çıktığı günden beri gelişmemesi için sürekli baskılar uyguladı. Zaman zaman çalışanlarını tutukladı, zaman zaman bürolarını kapattı. Son olarak yapılan bölge seçimlerinde her türlü hileye başvurarak seçimlerde başarıyla çıkmasını engelledi. Seçimlerden hemen önce PÇDK’nin kazanmasına izin vermeyeceklerini Barzani bizzat kendisi beyan etti. KDP, PÇDK’nin ulusal demokratik çizgisinden korktuğundan, bugün de toplum içerisinde örgütlenmemesi için bu baskıları geliştirmektedir.

Kürtler Arası Çatışma Kime Yarar?

Sonuç olarak Kürtler açısından tarihsel fırsatlarla dolu bir süreç Barzani ve KDP’nin dar-pragmatist yaklaşımları ve iktidar hırsı yüzünden berhava oldu. KDP bu dönemde ne Rojava’da ne de kuzeyde ön gördüğü hiçbir politikasını hayata geçiremedi. Kürt halkı nezdinde de her geçen gün prestij kaybetti. Hal böyle olunca özeleştirisini yapmak bir yana, bundan Kürt Özgürlük Hareketi’ni sorumlu tuttu. Bunun için de 19 Mayıs’ta Güney Kürdistan’daki siyasi parti ve sivil toplum örgütleriyle özgür basın kurumlarına ve KNK gibi sürgünde siyaset yapmak zorunda kalan bir kuruma kapsamlı bir baskın düzenleyerek birçok kişiyi gözaltına aldı.

Bu saldırılar sıradan saldırılar değildir. KDP bu saldırılarla Kürtler arası kanlı bir çatışmayı zorluyor. Ancak olası bir çatışmada kaybedecek olan bütün Kürtler olacaktır. En başta bugün tarihin sunduğu altın değerindeki ulusal birlik fırsatları kaçacaktır. Bugün Ortadoğu’da etkin güç pozisyonunda olan Kürtler bu pozisyonlarını kaybedeceklerdir.

KDP bu politikalarıyla Kürtler içerisinde tek iktidar gücü olmayı hedeflemekte ve bunun için de Kürtlere zarar verecek politikaları geliştirmekten çekinmemektedir. Kendi iktidarı için gerekirse yeni bir birakuji savaşını dahi göze alıyor. Böylesi bir savaşı ısrarla dayatan KDP’ye karşı güçlü bir toplumsal muhalefet oluşmazsa, Türk ve İran devletlerinin de kışkırtmasıyla Kürtler arası yeni bir çatışma ısrarla dayatılacaktır. Kürtler arası bir savaş en fazla da bölge güçlerinin işine yarayacaktır. Ve Kürtler özgürlük umutlarını bir başka yüzyıla kendi elleriyle erteleyeceklerdir. Bu yüzden Kürt halkına bunca kaybettirecek olan bir iktidar hırsıyla oynadığı ve son tahlilde kendisini de tarihin çöp sepetine atacak olan bu son derece tehlikeli oyundan KDP bir an önce vazgeçmelidir.

Bu yazı 525 defa okundu.

Yorum Yaz »