YAŞAR KAYA; ESKİ ROL, YENİ YÜZ / HALİT ERMİŞ

Editor 13 Mayıs 2014 0
YAŞAR KAYA; ESKİ ROL, YENİ YÜZ / HALİT ERMİŞ

yaşar kayaZihinsel üretimde miadını doldurup geriye doğru teklemeye başlamış birine laf etmek belki pek uygun düşmeyebilir. Ancak söz konusu kişi, Kürt özgürlük mücadelesinin ekmeğiyle, emeğiyle, Kürt gençlerinin kanıyla, canıyla kendine bu yaşamda yer edinmiş birisiyse ve günün birinde dönüp bunlara karşı saygısızlık yapmaya başlarsa, bunun üzerine birkaç kelam etmek yanlış olmayacaktır. Söz konusu kişi kısa bir süre önce AKP tarafından Türkiye’ye belli ki kirli planlar için getirilen Yaşar Kaya’dır.

Adet edinildiği için midir ya da kendilerine verilen görev gereği midir bilinmez, Türkiye’ye gelenler ilk etapta Kürt özgürlük hareketine küfür eder, çamur atarlar. Eh ağanızın kapısında ‘xulam’ olarak kalacaksanız size verilen görevi de yerine getirmeniz gerek. Ne de olsa ihanet Kürtlerde yeni değildir. O zaman da kimse belki sizi kişi olarak suçlu bulmaz ve ‘Ne yapalım Kürdün tarihinde bunun gibiler çoktur’ derler. İhanet kemirgen fareler gibi durmadan kemirir bu halkın geleceğini.

Lakin Kürtlerde ihanetin şekil değiştirerek her daim var olması Kürdün direnişçi özelliğinden ileri gelmektedir fakat hiçbir zaman zafer elde edememiştir. Eğer zaferini ilan etmiş olsaydı, bir sefer yaşanır, direniş tümden kırılır ve artık yeniden ikisinin kavgasına tanıklık etmezdi tarih. Ama direniş hep var olduğundan, bu kemirgen fare kılıklı ihanet de hep varolagelmiştir. Ancak bunların miadı dolmuştur artık. Eskisi gibi kısmen de olsa başarı şansları dahi kalmamıştır. Kürdün son 40 yıllık özgürlük mücadelesi bize bunu defalarca kanıtlamıştır.

Fakat yine de bu zehir birilerinin ruhunda, beyninde kendisine yer bulmaya devam ediyor. Kraldan daha kralcı dedikleri sanırım en fazla bu gibileri için geçerli olsa gerek. Kürt olduğu için düne kadar yurt dışında sürgün yaşayan Kaya, bugün Kürt siyasetçilerine, Kürt özgürlük hareketine hakaret etmede hiçbir beis görmüyor. Kürt özgürlük hareketini çizgisiz olmakla suçluyor. Kaya bu suçlamalarını T24 internet sitesine verdiği mülakatında ortaya koyuyor. Bana soracak olursanız, röportaj baştan sona bir düzeysizliğin gözler önüne serilmesine en iyi örnektir. Eleştiri çerçevesinde kalsa ne ala. Ancak Kaya, belli ki aldığı talimatlar üzerine hakarette ve seviyesizlikte sınır tanımıyor.

Kaya Kürt özgürlük hareketine ve siyasetçilerine hakaret etmekle hızını alamıyor, “AKP teklif ederse orada siyaset yapabilirim” diyor, kendisini orada yaşatmayacaklarını da bildiğini ekleyerek. Kürt siyasetçilerini “kasaba siyasetçisi” olarak nitelendirirken, ‘AKP’de siyaset yapabileceğinizi söylüyorsunuz ama AKP halen Roboski için özür bile dilemedi’, denilmesi üzerine, “O mesele bana göre karanlık. Kim yaptı, niçin yaptı, devlet mi yaptı?” diye sormaktan da geri durmuyor. İşte aslında tam da burada her şey ortaya çıkıyor. Kaya bundan sonraki misyonunu röportajın bütününde ortaya koyuyor, ama asıl olarak Roboski katliamını muğlaklaştırarak kendisini tümden ele veriyor.

İnsanın zihni bir kez virüs kapmaya görsün, nerede duracağı, ne yapacağı belli değildir. O virüs tüm vücuda yayılır. Beynini kemirir, ruhunda kök salar. Zehir tüm vücudu kaplar ve kişi oto kontrolünü yitirir. Nerede ne yapacağı belli olmaz. O zehirden kurtulmak için kontrolsüz davranışlar sergiler. Mutlak anlamda tedavi görmelidir ama bazen böyle vakalarda kişi hasta olduğunu da kabul etmez. Tedaviye cevap vermez. Çırpınıp durur. Ama çırpındıkça da zehir daha bir yayılır. Derken artık o zehrin tutsağı haline gelir.

İşte ihanet zehri tam da böyle bir şeydir. En fazla da yenilgili ruh hallerinde ortaya çıkar. Bireysel iktidar hırsına yenik düşen, tek amacı mevki-makamken bunları bulamayan birey, psikolojik depresyonlar geçirir. Bundan da hep başkalarını sorumlu tutar, suçlu görür. Bu tür kişiler kendilerine zarar verebilecekleri gibi çevreleri için de potansiyel tehlike oluştururlar.

İşte Kaya’nın durumu tam da böyledir. AKP ve Erdoğan’a övgüler dizmekten de geri kalmayan Yaşar Kaya, belli ki AKP’nin Kürt özgürlük hareketine karşı yürüttüğü özel savaşta yeni umudu olma rolüne soyunuyor. Ama bu umudun daha öncekilerden bir farkının olmadığı ve Kürt halkı nezdinde bir karşılık bulmayacağı da bilinmelidir. Zaten kendisi kendisini Kürt burjuvası-aritokrasisi olarak nitelendiriyor. Ancak Kürt özgürlük hareketi burjuvaziye, aristokrasiye ve her türlü sömürgeci zihniyete karşı mücadele vermiş bir harekettir. Ağaların, paşaların, beylerin, sermaye sahiplerinin kendi koltukları için yer edinecekleri bir hareket değildir. Hal böyle olunca Kaya ve benzerlerinin de elbette keyfi kaçıyor. Bu hareket içinde olursa böyle bir şey bulamayacağını biliyor. Peki devlet sistemi içerisinde bunu elde etmenin en kolay yolu nedir? Kürt özgürlük hareketine, onun öncülerine, yarattığı değerlere hakaret etmek. Kaya’nın seçtiği yol da işte bu oluyor.

Bir de sanki aristokrat olmayı bir ayrıcalık olarak söylemesi de oldukça dikkat çekici. Oysa aristokratların Kürt asimilasyonundaki ve katliamlarındaki yerini hepimiz bilmekteyiz. Egemen güçlerin dalkavukluğunu yaparak Kürdün özgürlük umutlarına en fazla da kendisini aristokrat olarak gören, literatürde seçkinci sınıf olarak bilinen, fakat Kürdistan’da hep sömürge güçlerinin ayak takımı rolünü görmüş bu kesim olmuştur. İşte kendisini aristokrat olarak tanımlayan bu ayak takımının Kürt özgürlük mücadelesine saldırması oldukça anlaşılır bir şeydir. Çünkü bin bir bedelle özgürlüğe yürüyen bu halk içerisinde artık bu sınıfın kendisini yurtseverlik değerleri ile bütünleştirmediği müddetçe zerre kadar kıymeti yoktur. Dalkavukluk yaparak, halkın değerlerini egemenlere peşkeş çekerek var olma koşullarını tümden yitirdiklerinden çılgınca saldırıyorlar. Bu imkanı ellerinden alan da Kürt özgürlük mücadelesidir. Dolayısıyla varoluşlarının tek yolunu da Kürt özgürlük hareketine hakaret etmekte, saldırmakta ve mümkünse tasfiyesinde yer almakta görüyorlar.

Kendisini aristokrat-burjuva olarak nitelendiren Kaya zihinsel üretimde miadını doldurup geriye doğru teklemeye başladığı için bugünün Kürt gerçeğini ve dünya gerçeğini göremiyor. Bu şekilde var olacağını sanmanın daha önceki örneklerinden bile yola çıkılsa akla ziyan olduğu açıkken, halen aynı çıkmaz yola girerek fayda sağlayacaklarını düşünenler için ne diyebiliriz ki, ‘Allah akıl fikir versin.’

Böyle insanlara da madem gelip yerinizi burada alacaktınız, o zaman neden bu kadar yıl kaldınız ve her türlü aşağılanmayı yaşadınız el kapılarında diye sormak gerekir. Tabii bir de Kürt özgürlük hareketi, onun öncüleri ve değerlerine bu kadar açıktan ve seviyesizce saldıran birisine bu kadar yıldan sonra sormazlar mı ‘Acaba baştan beri mi senin görevin buydu’ diye…

Bu yazı 560 defa okundu.

Yorum Yaz »