JAPONYA’NIN SOĞUK DEVLET YÜZÜNDEN BİR DOST KADINA; TERUMİ MATSUSHİMA / SALİH FIRAT

Editor 1 Mayıs 2014 0
JAPONYA’NIN SOĞUK DEVLET YÜZÜNDEN BİR DOST KADINA; TERUMİ MATSUSHİMA / SALİH FIRAT

10311870_710982322277809_743436792_nBir Kürt dostu; Terumi Matsushima… Japonya’nın Fukuşima şehrinde dünyaya gelmiş, dede tarafı Güney Koreli bir aileden geliyor Terumi. Kürtler ile adeta ortak bir kadere sahip olduğunu dile getiren Terumi, toplumsal ve tarihi benzerlikleri şöyle ifade ediyor.

“Benim dedem Japon değildi. Güney Koreliydi. Fakat o zamanlar Güney Kore, Japonya nın bir sömürgesiydi. Koreliler eziliyor, ötekileştiriliyordu. Bir Koreli olarak kendini var etmek oldukça zordu. Dedem de kendini var etmenin yolunu Japonlaşmaktan gördüğünden Japonya’nın Fukuşima kentine göç ediyor ve Japon bir kadınla evleniyor. Neredeyse kendi köklerinden kopuyor. Ömrünün sonuna kadar da bu şekilde yaşayan dedem, ölüm döşeğindeyken Koreli akrabalarının gelip onu Kore kültürüyle selamlaması üzerine o da aynı şekilde akrabalarını selamlamak istiyor. Ancak köklerinden o kadar kopmuş ve Japonlaşmış ki bir Korelinin ailesiyle nasıl diyalog kuracağını unutuğu için ağlamaya başlıyor. Bütün bunlar yaşanırken ben de oradaydım ve o gün yaşadığım acıyı hiçbir zaman unutamadım. Bu yüzden Kürtlere her baktığımda kendi gerçeğimi görüyorum.”

4 yıl önce sosyal medya aracılığıyla Kürtleri tanımaya başlayan Terumi, 3 yıldır Kürtlerle yakın bir ilişki halinde. Kendisi internet gazeteciliği üzerinde ezilen halklalarla dayanışma içinde mücadele ettiğini belirtiyor. Terumi, “Sosyal medya üzerinden Kürtleri çok az tanıyordum . Fakat Kürtlere ilişkin ulaştığım bilgi ve belgeleri Japoncaya tercüme edip kendi sayfamda yayınlıyordum. Bir gün bir Kürt ajansından Japonya’da yaşayan Kürtlerle ilgili bir roportaj yapmamı istediler. Fakat ilk başta Japonya’nın başkenti Tokyo’daki mülteci-göçmen Kürtler Japon olmamdan kaynaklı olarak güvenmiyor, konuşmuyorlardı. Çünkü Türk devletinin Kürtlere ilişkin yaratığı algı Japonların Kürtlere yaklaşımlarını belirliyordu. Fakat ben ilişkilenmekte ısrarlı olunca zamanla güvenlerini kazandım. Bürokratik işlemlerinde, tercüme vb. konularda elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Kuzey Kürdistan’da yaşanan savaştan dolayı Kürt ekonomisi büyük darbe aldığından Japonya’ya gelen Kürtlerin bir bölümü ekonomik sorunlardan kaynaklı gelse de, bazıları da siyasal nedenlerden kaçmak zorunda kalmışlardı. Buradaki Kürtler sosyal, kültürel ve ulusal olarak kendilerini ayakta tutmak için “ Komeleya Çand a Kurdê li Japonya” adlı bir dernek altında kendilerini örgütlemişlerdi. Ancak Kürtlerin varlığına tahamül edemeyen Türk devletinin diplomatik baskıları sonucu Kürtlere ait bu kültürel dernek de kapatıldı. Japon hükümetinin Kürtlere yaklaşımı hem Kürtlerin yanlış tanıtılması, hem de Türk devleti ile arasında ki ticari ilişkiler gereği Kürt halkına kendini tanıtma imkanı tanımıyor. Örneğin PKK’nin Japonya da şiddete dayalı herhangi bir eylemi olmamasına rağmen terör listesine alınmış. Fakat Kürtlerin de bu konuda eksiklikleri olduğunu söylemek gerekiyor, çünkü kendilerini yeterince tanıtamıyorlar. Özgürlük mücadelesini veren büyük bir harekete sahip olunmasına ve bu hareketin Abdullah Öcalan gibi filozof özeliklere sahip bir liderinin olmasına rağmen, ne yazık ki çok fazla tanınmıyor. Örneğin Abdullah Öcalan’ın onlarca kitabı olmasına rağmen ne yazık ki bu kitaplar henüz Japonca’ya tercüme edilememiş. Ben aslında bu durumu Japon halkının bu felsefe, ideoloji, yaşam ve mücadele biçiminden mahrum bırakılması olarak algılıyorum. Abdullah Öcalan’ın kapitalist modernitenin toplumu çıkmaza sürüklenmesine karşı ciddi tezleri, halklar federasyonu, kadın özgürlük ideolojisi ve daha birçok konuda oldukça derin felsefi düşünceleri olmakla birlikte onu biraz daha farklı ve güçlü kılan da, aynı zamanda bu teorilerini pratikleştirme gücünde olan bir Önder olması. Elbette bu konuda Japonya’daki sol, sosyalist demokratik hareketlerin de eksikliği var, onlar da Kürtleri yeterince tanımıyor, bunun için yeterli çaba sarf etmiyorlar.

Terumi Kürtlere olan sempatisini şöyle dile getiriyor. “Kürtler önemli bir nüfusa ve tarihsel değerlere sahip olmasına rağmen dört parçaya bölünmüş. Dili, kültürü yasaklanmış. Ancak ne mutlu onlara ki bunca zulme rağmen özgürlük mücadelesini yürütüyorlar. Devletsiz bir halk olmasına rağmen toplumsal ilişkiler boyutuyla, kadınların siyasete ve toplumsal alana katılımıyla Kürtler son derece gelişkin. Bizde ise durum biraz daha farklı; kapitalist üretim ilişkilerine dayalı bir devlet sistemi olan Japonya’da muhalefet yapabilecek sol sosyalist güçler çok zayıflar ve etkili değiller. Sistem adeta toplumun beynine işlenmiş ve halk robotlaştırılmış. Belki çok çalışkan ama düşünmeden çalışıyor. Kendisi için neyin faydalı neyin zararlı olduğunu çok ayırt edemiyor. Kazandırdıklarıyla devletin egemen tarafı daha da güçleniyor. Halkımız çalışkan olarak biliniyor. Bu doğru, fakat tıpkı karıncalar gibi sabahtan akşama kadar çalışıyor, didiniyor. Ancak büyük karınca konumunda olan hükümet bütün emeğine konuyor. Devlet mantığı daha çok nasıl kar elde edebilirim kaygısındadır. Bu nedenle Japonya eskiden teknikte oldukça güçlüyken, şimdi Kore teknik konusunda Japonya’yı geride bırakıyor.”

10334323_710982358944472_6325509567221518829_n16 günlük Kürdistan gezisine birçok şey sığdırıyor Terumi. Amed’in tarihi yerinlerini geziyor. BDP’nin yeni kazandığı Mardin belediyesini ziyaret ediyor. Daha sonra Güney Kürdistan ve Kandil dağlarına çıkıyor. Kandil öncesi görüşmemizde çok heyecanlı olduğunu belirtiyor Terumi. Kürtçeyi konuşması günlük selamlaşma düzeyinde olduğundan, bu yüzden zar zor konuştuğu Türkçe ile sorularımızı cevaplamaya çalışıyor. Çoğunlukla beden dilini kullanıyor, çoğu zaman da hissederek anlamaya çalışıyoruz birbirimizi.

Japonya Güney Kürdistan’ı sadece petrol ile tanıyor. Enfal ve Halepçe katliamlarıyla bilmiyor.

Güney Kürdistan konusunda ise devlet zihniyeti esaslarına göre bir tanımanın olduğuna dik

kat çekiyor Terumi. Örneğin Güney Kürtleri yıllarca Saddam rejimi tarafından ezildi, katliamlardan geçti, Kürtlere enfaller yaşatıldı. Ancak Japon hükümeti burayı sadece iştahını kabartan bir petrol rezervi olarak görüyor. 1990’larda Saddam’ın işkencehanesi olan Emnisureke’yi ziyaret ettik birlikte. Şimdi müze yapılmış ve işkence izleri halen capcanlı orada. Japonya Nagazaki, Hiroşima katliamlarını gördü. Kürtler de Halepçe katliamını ve enfalleri yaşadı. Güney Kürdistan federe hükümetinin de bu konuda yetersizlikleri olduğunu düşünen Terumi, bu durumu “Kürdistan büyük bir tarihi kültürel mirasa sahip. Cennet gibi bir coğrafyası var. Sadece pazarlanacak, ticarete konu yapılacak bir ülke değil.” sözleriyle çok anlamlı bir biçimde özetliyor.

Yine Terumi’nin sözleriyle bitirecek olursak; “Acıların ortaklaştırılması için Hiroşima ile Halepçe dayanışma kurumları olabilmeli. Bu konuda sivil toplum örgütleri, katliam mağdurları ortaklaşan inisiyatifler kurabilmeliler. Sadece petrol ve ticarete dayalı ilişkilerle yetinilmemeli. İnsanlığın ortak değerlerinde buluşmamız lazım.”

Bu yazı 194 defa okundu.

Yorum Yaz »