“SENG-İ İBRET” VE MENDERES’İN HATIRLATTIKLARI / ALİ RIZA SÖYLEMEZ

Editor 13 Mart 2014 0
“SENG-İ İBRET” VE MENDERES’İN HATIRLATTIKLARI / ALİ RIZA SÖYLEMEZ

SENG-İ İBRETTürkiye’de 17 Aralık’tan bu yanadır çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Fethullah Gülen’in Amerikan merkezli AKP hükümetine karşı başlattığı operasyon, AKP hükümetinin ve özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başlattığı karşı ataklarla bir savaşa dönüşmüş durumdadır. Görünen ve anlaşılan o ki, bu savaş da her savaş gibi bir sonuca varamadan durmayacaktır. Bu savaşın birinin sonunu getirme ihtimali yüksektir ve bu risk Erdoğan için daha fazladır. Bunun nedeni de Erdoğan’ın iktidar bağlantılı olmasının yanında, Fethullah Gülen’in ideolojik bir duruşta olması ve daha da önemlisi arkasında küresel güçlerin olmasıdır. Dolayısıyla bu hesaplananlar görünenlerle sınırlı kalmayıp farklı durumların gelişmesine, yaşanmasına neden olabilecektir. Şu an görünense, bu savaşın tüm hızıyla devam ettiğidir.

17 Aralık’ta operasyona neden olan ve bazı bakan adlarının da karıştığı yolsuzluk olayları, bununla bağlantılı olarak tutuklanan bakan çocukları bu operasyonun meşruiyet kaynağı gibi duruyor. Hükümet ise, bu operasyonu kendisine karşı gerçekleştirilmek istenen bir darbe olarak yorumladı, değerlendirdi. Karşı tepkilerini de bu yaklaşım ve değerlendirmeleri esas alarak geliştirdi. Tüm gücüyle ve şiddetiyle şu an kendisini savunmaya, Fethullah Gülen ve cemaatini kamuoyu nezdinde teşhir etmeye çalışsa da, anlaşılan o ki, esas savaş yerel seçimlerin tamamlanmasından sonra gerçekleşecektir. Her iki cenah da karşılıklı olarak birbirlerinin bu yaklaşımlarını, pozisyonlarını ve hazırlıklarını biliyor ve ona göre hazırlanıyorlar. Kullanılan dil, yapılan değerlendirme ve tanımlar gidişatın bu yönde olduğunu göstermektedir. Buna bir-iki örnek verecek olursak durum daha iyi anlaşılacaktır.

Fethullahçıların en önemli isminin ya da tanımladıkları üzere “imamı”nın söylediği, “cumhuriyet tarihinin en çatışmalı dönemine hazır olun” kadar, başbakanın da “inlerine gireceğiz, 30 Mart yerel seçimlerinden sonra üzerine gideceğiz” söylemleri ve hatta Fethullah Gülen için kırmızı bülten çıkarılabileceği söylemi bu değerlendirmeleri yapmaya imkan vermektedir. Bahçeli’nin ‘aba altından sopa göstermek’ mealinden de olsa dile getirdiği “halk sokağa dökülür, karşıtlıklar oluşur, ülke harap olur, kimse bundan kazançlı çıkmaz ve o zaman da partilerin bir anlamı kalmaz” sözlerinin yanısıra Kılıçdaroğlu’nun suikast olabileceğini dillendirmesi de,  üzerinde düşünülmesi gereken ciddi söylem ve değerlendirmelerdir. Bunların olup olamayacağını Türkiye Cumhuriyeti’nin son 50 yıllık geçmişine bakarak insan rahatlıkla değerlendirebilir. Adnan Menderes ve arkadaşlarının yaşadıkları kadar, yakın geçmişte de Turgut Özal ve arkadaşlarının yaşadıkları da hafızalarımızda halen canlıdır. Dolayısıyla Hüseyin Gülerce ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediklerini yabana atmamak, olabilir gözüyle değerlendirmek gerekir.

Her ne kadar hükümet, daha doğrusu Başbakan Tayyip Erdoğan 17 Aralık operasyonuna gerekçe olan şeylere karşı çıksa, bunların yalan-dolan ve kurgusal şeyler olduğunu söylese de, ortaya çıkan kanıtlar kılıfına uydurulamayacak kadar gerçek. İfşa edilen ses kayıtları, operasyonda yakalanan tomar tomar dolar ve avrolar hokus-pokusla ortadan yok edilemeyecek, yok demekle yok olmayacak şeylerdir. Bunun amaçlarını, gerekçelerini, bununla elde edilmek istenen sonucu bir tarafa bırakarak bunları söylüyorum. Kuşkusuz darbe amacı da kendi başına değerlendirme konusu olabilecek ve olması gereken bir durumdur, ancak bir suç gerekçesi başka bir suçu ortadan kaldırmaz. Yani iki yanlışın bir doğru etmeyeceği gibi, bir yanlış da başka bir yanlışı, bir suç da başka bir suçu bertaraf etmiyor. Türkiye’deki iktidar söylemi dışında hiçbir hukuk mevzuatı da böyle bir değerlendirmeyi içermiyor. Türkiye’deki yargı için ise, mevzuat önemli değildir, dün tutukladığını bugün aklar, bugün tutuklanmanın gücünü kullananları da yarın tutuklar. Bugün operasyonda yakalananları aklayıp salıveren Türk hukuku, yarın operasyonu başlatan Fetullah Gülen ve cemaatini paralel devlet olmak, örgüt oluşturmak iddiasıyla yargı karşısına çıkaracak, tutuklayacaktır. Başbakanın söylemleri gidişatın bu temelde olduğunu bize söyletiyor, şayet Kılıçdaroğlu’nun dillendirdiği ve yukarıda belirttiğimiz türden şeyler gelişmez ise… Türk yargı sistemi başka bir yazımızın konusu olacak. Şimdilik sadece şunu söyleyebilirim: Türk yargısı öttürenin ağzında bir düdüktür; dün de böyleydi, bugün de böyledir.

Bu hengamenin ortaya çıkardığı gerçek, Türkiye’de herkesin dinlendiğidir. Başbakanı, Cumhurbaşkanını kriptolu telefonlarına rağmen dinleyenlerin, vatandaşı hiçe sayacağı, herkesi bu dinleme ağına alacaklarını söylemek artık fazla anlamlı olmuyor. Şimdiye kadar bu yöndeki söylemlere inanmayanların da, inanmamalarına gerekçe yapabilecek bir argümanları kalmamıştır.

Başbakan şimdiye kadar bunları bilmiyor muydu? Tabii ki biliyordu, bilmenin ötesinde bu telefon dinleme tapelerini muhaliflerine karşı kullanmaktan da geri kalmıyordu. Kendisine çok güvenen, nasılsa kimse beni dinleyemez havalarında olan Erdoğan, şimdilerde hiç de bu havalarda değil. Paralel devletin son iki yılda kendisi, cumhurbaşkanı, işadamları, gazeteciler vb. dahil 500 bin küsur insanın dinlendiğini, konuşmalarının montajlanarak servis edildiğini, ellerinde tüm konuşma kayıtların olduğunu, yerine, zamanına ve de ihtiyaçlarına göre bunları servis ettiklerini, bu yönde daha çok şeylerin de servis edileceğini, hatta görüntülü kayıtların da servis edilebileceğini söyleyerek, gelecek için şimdiden kendisine karşı gelişebilecek bu türden bir şeye karşı kamuoyunu hazırlamaya çalışıyor. Ağaçtan ormanı göremeyenin körlüğünü anlaşılan Erdoğan da fazlasıyla yaşamış. Unuttuğu şey; herkesi dinleyenin kendisini de dinleyebileceği, herkese karşı bir silah olarak kullandığı bu dinlemelerin kendisine karşı da kullanılabileceğiydi. Yayınlar bizi şaşırtmadı, yayınlanacak olanlar da bizi şaşırtamaz. Aynı zamanda dillendirilen olacaklar da…

Menderes Örneği Benzetmesi

Başbakan Erdoğan 17 Aralık operasyonunu kendisine ve hükümetine karşı gerçekleşen bir darbe olarak değerlendirmiş, bunu da “paralel devlet”in yaptığını savunmuştu. Paralel devlet olarak da, kendisinin aracılığıyla devlet içine sızmış/sızdrılmış Fetullah Gülen ve cemaatini göstermişti. Sanki devlet içindeki bu örgütlü yapının varlığından yeni haberdar oluyormuş gibi değerlendirmelerde bulunuyor. Oysa devlet içine sızdrılmış olan bu örgütlü yapının varlığı kimse için sır değildi. Bu örgütlü yapının icraatları defalarca basına yansımıştı ve dahası, yukarıda belirttiğimiz gibi, Erdoğan hükümetinin kendisi bunların devlet içinde yuvalanmalarına, örgütlü duruma gelmelerine imkan sağlamıştı. Hükümet Fetullah Gülen’e bağlı kaç tane vali, kaç tane kaymakam, kaç tane emniyet amiri, hatta MİT’in içinde kaç tane üyelerinin (imamlarının) vs. olduğunu gayet iyi biliyordu ve bu açıklamalarına da yansımıştı. Dolayısıyla paralel devletle yeni karşılaşıyormuş gibi davranması, sadece bunlara karşı savaşının gerekçelerini güçlendirmek, kamuoyu nezdinde haklılığını, meşruiyetini sağlamak amaçlıdır, yoksa bilgisizlikten kaynaklı değildir.

Başbakan son günlerde de, kendisine karşı yapılanların Menderes’e yapılanlarla aynı olduğunu dillendirmektedir. Bunu da, işte Menderes’e karşı da komplo kurdular, onu da düzmece ve yalan şeylerle teşhir ettiler, bana karşı yapılan da aynısıdır noktasına getiriyor. Menderes’e karşı yapılanların doğruluğu-yanlışlığı bir yana, sonuçta Menderes’i iki arkadaşıyla birlikte darağacına götürdüler. Sanırız başbakanın kendisi de bunun farkındadır. Kılıçdaroğlu’nun suikast olabilir söylemini dillendirdiği gün, Erdoğan’ın bir seçim konuşmasında dile getirdiği; “ya kaldıracaklar, ya öldürecekler” söylemi de bunun farkındalığını gösteriyor.

Erdoğan paralel devlet ve Menderes’e karşı uygulananların kendisine karşı da uygulandığını dillendirmeye başladı. Devlet içindeki paralel devlet yapılanması ve kendisinin sonunda Menderes gibi olabileceği değerlendirmeleriyle toplum yeni karşılaşıyor olabilir, ancak başbakan yeni karşılaşmıyor. Daha MİT olayı yargı kapsamında gündeme geldiğinde bu konuda değerlendirmeler gelişmişti. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan bu darbenin ucunun başbakana kadar uzanacak bir darbe girişimi olduğunu belirtmişti ve bu değerlendirme başbakan tarafından da biliniyordu.

Daha bu olaylar gelişmeden çok önce Sayın Öcalan devlet içindeki paralel devlet yapılanmasını dile getirmiş, hükümeti uyarmıştı. MİT’e karşı geliştirilen 27 Şubat olayını da hükümete karşı yapılmak istenen bir darbe olarak yorumlamış ve eğer MİT karşısında başarılı olunsaydı, sıranın Başbakan Erdoğan’a geleceğini de değerlendirmişti. Hükümeti de Kürt sorunu konusunda doğru tutum almaya, müzakereleri geliştirip sorunları çözmeye, demokratikleşmeye çağırmış ve demokratikleşerek bu türden operasyonlarla baş edebileceğini veya etkisiz duruma getirebileceğini söylemişti. Eğer demokratikleşme olmaz, Kürt sorununda müzakerelerle demokratik esaslar çerçevesinde bir çözüm gelişmez ise, Menderes’e yaptıklarının aynısını Erdoğan’a yapacaklarını da değerlendirmeleri kapsamında dile getirmişti. Bugün yaşananlar birebir Sayın Öcalan’ın söylediklerinin gerçekleşmesi değil midir?

Bu söylem ve değerlendirmelere karşı hükümet ne yaptı? Hükümetin, Sayın Öcalan’ın söylediklerini dikkate alarak gereklerini yapmak, paralel devleti sınırlamak, etkisizleştirmek, demokratikleşerek toplumu yönetmek, müzakerelere başlayarak demokratik esaslar çerçevesinde Kürt sorununu çözmek yerine, daha fazla otoriterleşerek demokratişleşmeden uzaklaştı, müzakerelere yönelmek ve demokratik esaslar çerçevesinde Kürt sorununu çözmek yerine, tek taraflı ve içi boş demokrasi paketleriyle ilgili oldu. En sonunda da Sayın Öcalan’ın aylar öncesinden söylediklerini dillendirmeye başladı, ama gereklerini yapmadı ve halen yapmaya yanaşmıyor. Bundan en fazla zarar görecek olanın Erdoğan ve hükümeti olacağını söylemek için alim olmaya gerek yok.

Erdoğan’ı Merderes Olmaktan Demokratikleşme Kurtarabilir

Erdoğan’ın bu süreci atlatma imkanı vardır, ancak bu şimdiye kadar yaptığı ve yapmaya devam edeceğini söylediği yöntemlerle olmaz. Hazırlanan ve adına “demokrasi paketi” denen tek taraflı ve içeriğinde de kendisine demokrasi istemenin ve getirmenin dışında bir yaklaşım içermeyen paketlerle Erdoğan kendisini kurtaramaz. Yine çıkardığı yasayla hukuku daha fazla kendisine bağlayarak, HYSK’yi kendi istediği çerçevede yeniden yapılandırarak da bu sürecin önünü alamaz. Youtube’a, twitter’a, facebook’a ulaşımı engelleyerek, yasaklayarak, sosyal medyayı etkisiz duruma getirerek de bu sorunların üstesinden gelemez, Menderes’in yaşadıklarını yaşamaktan kurtulamaz. Kısacası devlet hafızasında olan ve denenenleri bir kez daha deneyerek Erdoğan süreci yönlendiremez, kendisini de olabileceklerden kurtaramaz.

Erdoğan’ın yaşananların akıbetinden kendisini kurtarabilmesinin bir yolu vardır, o da; demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldırmaktan, halkın daha geniş ve fazla katılımını sağlamaktan, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın barış ve kardeşlik elini tutmaktan, müzakereleri başlatmaktan, Kürt sorununu demokratik esaslar çerçevesinde ve ortak paydalar yaratarak çözmekten geçiyor. Erdoğan’ın bu süreci atlatma imkanı vardır derken, kastettiğimiz bunlardır ve süreci belirleyecek olan da bunlardır.

Erdoğan ve hükümetinin çözüm sürecine yaklaşımları şu ana kadar sadece dillendirmekle sınırlı kalmıştır. Gerçekten bu konuda adım atacak herhangi bir yaklaşım göstermemiştir. Süreci müzakerelere taşırmadan, içi boş tek yönlü paketler çıkararak çözüm sürecinin ilerleyemeyeceğini görmek durumundadır ki, Sayın Öcalan tek taraflı çıkarılan paketleri de provakasyon olarak değerlendirmişti. Bunun da önemle değerlendirilmesi gerekiyor. Kısaca şunu söyleyebiliriz: Erdoğan bu bildik yaklaşımlarında ısrar ve devam ederse, doğrusunu söylemek gerekirse sonu fazla hayırlı olamaz.

Unutmaması gerekiyor ki, Türkiye’de iktidar olmak, başbakan olmak, cumhurbaşkanı olmak insanların kendisini korumasına yetmiyor. Osmanlı’dan günümüze “Siyaset Meydanı”nın ne anlama geldiğini ve sonuçlarının da “Seng-i İbret”te sergilendiğini Erdoğan hepimizden iyi bilir. Çok gerilere gitmeye de gerek yok, Adnan Menderes ve Turgut Özal örnekleri hepimizin hafızalarında tazedir.

Bu yazı 125 defa okundu.

Yorum Yaz »